AYŞE ŞASA’YI ANLAMAK

“Annemin yatak odasından koşup yatağın üzerine uzandım. Beynim bir pervane gibi çalışıyordu. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Elimle kalbimi yokladım. Çıkardığı mekanik seslerden onun sentetik bir pompa olduğunu bir kez daha kanaat getirdim. Demek beni itmek istedikleri Büyük Yanlış, karnımdaki Melleril biçimi atom bombasıydı…” işte bu şekilde anlatıyordu sevgili Ayşe Şasa içinde yaşadığı ne idiği belirsiz olan o buhran dolu anlarını. Rahmetli Ayşe Şasa’nın yazmış olduğu “Delilik Ülkesinden Notlar” kitabını elimde tutuyorum daha evvel işaretlediğim yerleri tekrar edip üzerinden yeniden geçiyor, gözden

kaçırmış olduğum yerleri yakalamaya çalışıyor ve tekrar kendimi Ayşe Şasa’nın yerine koymaya çalışıyorum.
Yeşilçam Sinemamızda emekleri olan büyük bir senarist/ yazar Ayşe Şasa. (Yeşilçam demek sadece Türkan Şoray, Filiz Akın, Belgin Doruk, Hülya Koçyiğit demek değil ne yazık ki, Yeşilçam’ı ete kemiğe büründüren set işçilerini, fikir işçilerini de unutmamak lazım). Güzeller güzeli Ayşe Şasa da Yeşilçamımızın fikir işçilerinden biriydi. Varlıklı bir ailede dünyaya gelen Ayşe Şasa, Robert Kolejinden mezun olmuş, batı eğitimi denilen eğitimin en güzeli almış lakin içindeki boşluğu bir türlü kapatamamış arayışını hep sürdürmüştü. Yeşilçam yaşamı, sosyete hayatı derken Ayşe Şasa’nın içindeki buhran çoğalmış 60’ların sonunda içsel sıkıntısı patlak vermiş ve doktorlar, Ayşe Şasa’ya şizofren teşhisi koymuştu. Hastalığı ile birlikte sinema dünyasından uzaklaşan Ayşe Şasa, on yıllık inziva döneminde hakikat kapılarını aralamaya başlar. Akıldan ziyade kalbini besler, ruhunu dinler. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna ruhunun karar vermesini ister.

Yaşadığı bu sancılı süre içinde evden hiç çıkmayan Ayşe Şasa, kendine telefon ağlarından örülü bir dünya yaratmıştı. Kendisi de ” Dünyayla, telefon üzerinden kurduğum bir rabıta var.” diye de Delilik Ülkesinden Notlar kitabında bizimle, telefon ağlarından örülü dünyasını anlatır. Kendini Marksis olarak değerlendiren Ayşe Şasa’nın dönüşümü ise İbn Arabi Hazretleri sayesinde olmuştur. Tasavvuf ile tanışması, tasavvuf sayesinde “kör kuyulardan çıktım” diyen Şasa, Bir Ruh Macerası da anlatır bizlere.

Tasavvuf hem insanı hem de alemi anlama ise Ayşe Şasa’da kendinden yola çıkarak yeni dünyasını tanımaya başlar aslında gerçek olan dünyayı. Bu dünya ile tanışınca hayret perdeleri de açılmaya başlayan Şasa’nın yeni hayatında yaşadıkları kalemine de yansımış olur. Hastalığı ile birlikte gelen bir lütuftur onun-kisi. Sahi, kaç kişi tasavvuf lütufuyla tanışmıştır ki! Sadece arayanların tasavvufu bulabileceğini düşünüyorum kanımca. Ayşe Şasa’da tasavvuf yolculuğuna çıkan bir maceracı idi. Ben de kendimi tasavvuf yolculuğuna çıkmış acemi bir çaylak olarak değerlendiriyorum, idolüm ise bir kadın senarist olarak sevgili Ayşe Şasa’nın yolundan gitmek. Bu yolculuk bende terk edişlerle, vazgeçişler le ağır sancılarla geçti ve hala sızısını hissettiriyor da. Lütuf  belki burada belki de başka bir alemde, en önemlisi ise Hakikat Arayıcısı olmada.

Güzel Kadın Ayşe Şasa, ışıklar içinde ol. Bu alemde olmasa da başka alemde görüşmek ümidiyle… Aşk ve muhabbetle

GÜNÜN SÖZÜ: “Bir kadın ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa,tüm kadınlar için de ayağa kalmış olur.” Maya Angelou

GÜNÜN MÜZİĞİ: ” I’m a stranger in this world” Azam Ali

KİTAP ÖNERİSİ: “Sahilde Kafka” Haruki Murakami

FİLM ÖNERİSİ: “Little Miss Sunshine” Yön: Jonathan Dayton ve Valeria Faris

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir