Harika Bir Kadın Sosyolog, Dağcı ve Su Kabağı Sanatçısı….

 

Harika bir kadın, sosyolog, dağcı ve su kabağı sanatçısı… Anlayacağınız on parmağında on marifet olanlardan. Sema Tuzcu Angun Marmara Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü mezunu aynı zamanda benim su kabağı sanatı hocam ve arkadaşım. Tabi o kendisine hoca denilmesinden hoşlanmıyor “hayat hep öğrenci olmayı gerektirir” diyenlerden. O da düzenin zırvalıklarına inat kendi yaşam tarzını seçmiş, yoğun ve çekişmeli iş hayatının ruhuna zarar verdiğini anladıktan sonra, sosyologluğu bırakıp Üsküdar’da evine yakın küçük bir atölye tutmuş ve başlamış kendi su kabaklarını yapmaya.  Ben Sema’ya ilham verenlerden diyorum. Röportajı okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Eee haydi başlayalım o zaman. Sema kimdir?

-Sema 85 doğumlu bir Trakya kızıdır, küçük bir kasabada yetiştim sonra eğitim göçü yaptım. Marmara Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü mezunuyum. Marmara Üniversitesi, Marksist ve Feminist bir ekolden geliyor bu dünyanın içinden çıkıp kapitalist bir dünyanın içine adım atınca bocaladım tabi. Kendi alanımda 5 sene çalıştım sonra bıraktım/bıraktırıldım.

Nasıl yani?

-Otuz yaşıma geldiğim zaman kendimi ve isteklerimi sorgulamaya başladım. Sema bir şeylerden mutsuz ve isteksiz. Neyi yapamıyorsun dedim, soruyu tersten sordum. Neyi yapıyorsun değil de neyi yapamıyorsun dedim. El işleri, resim… Bu tarz şeylere hayatımda çok fazla dokunmadığımı gördüm ve o alanda kendimi yenilemek istedim. Tesadüf eseri su kabağı ile tanıştım, evime yakın bir atölye açtım ve hiç bilmediğim bir alanda çalışmaya başladım.

Seninki de bir parça cesaret işi.

-İki buçuk yıl oldu çalışmaya başlayalı zaten ticaret de sanat da ömür boyu kendini yenileyen ve geliştiren bir alan. O yüzden yolun çok başındayım.

Neden su kabağı peki?

-Çalıştığım vakıfta çocuklarla su kabağı süslemesi yaparken su kabağı ile tanışma fırsatı buldum ve bana terapi gibi geldi. Ve  su kabağı sanatı yapmaya başladım beğenildi de. Kimse beğenmese de önemli değildi önemli olan benim adım atmamdı. Ve mutlu oldum, kendi hediyelerimi yapmaya başladım.

Şuan hediyelik eşya yapımında kullanılsa da su kabağının da bir tarihi vardır elbet. Tarihinden biraz bahsedelim mi?

-Geçmişte en çok su saklamak için kullanılmış genelde matara yapıyorlarmış ve yiyecek saklamak için… Yemek yiyorlar su kabağının içinde, peynir ve yoğurt mayalıyorlar, şarap bile yapıyorlar. Su kabağının içinde mayalama işlemi halen daha yapılıyor, özellikle Karadeniz’de. Genelde insanların pratik mutfak ihtiyaçlarını gidermek için kullanılmış hatta yemeği yapılmış.

Türkiye’de su kabağı yemeği yapan bölgeler hala var mı ki?

-Türkiye’de yok ama Afrika’da çoğu kabile hala tüketiyor. Bunların dışında dekoratif olduğu da fark ediliyor. Evlere asılıyor yavaş yavaş içine aydınlatmalar yapılıyor. Müzik enstrümanı olarak kullanıyor kabak kemani bizde de var, Afrika’da davul olarak kullanıyor, shakerlar var bu sallamalı çalgılar…

O zaman etinden de sütünden de rahatça faydalanabiliyoruz bu su kabağının.

-Tabi, kabakgiller ailesinde en uzun süre yaşayan kabak türü bu. Bal kabağı da işleyebilirsiniz ama iki-üç haftalık ömrü var onun da ama su kabağı evladiyelik bir bitki. Bazı müzelerde milattan önce kalma su kabağı mataraları görebiliyorsunuz.

Hobi olarak önerir misin peki?

-Evet özellikle çocuklara öneririm, el sanatları dersine başlamada mükemmel bir malzeme çok özgür çalışabilecek bir obje, üstünde her şeyi uygulayabilirsin. Bir kesme makinesi, biraz su kabağı ve birkaç boya ile her şeyi tasarlayabilirsiniz.

Bu su kabağının maliyeti nedir peki?

-Su kabağı maliyeti var ilk başta. Belli üreticilerden alıyorsun iklime göre su kabağının maliyeti her sene değişiyor. Bunun dışında su kabağının üzerine nasıl bir çalışma yapacağına bağlı. Hat sanatındaki gibi altın yaldızlar da kullanabilirsin ya da basit bir aydınlatma da yapmak istersin. Ama bu asıl maliyeti zaman ve emek.

İçimde Bir Hippi Yatıyor

Bir de günümüzde okumuş kesim, kendi mesleğini yapmaktan ziyade kendine alternatif iş alanları yaratıyor. Organik tarım, kampçılık, el sanatları bunlardan birkaçı. Sen de bu tayfaya mensup kişilerden birisin, niye böyle oluyor?

-Aslında bu toplumsal bir süreç, insanların mesleğe ve eğitime bakış açısıyla alakalı, bir de bizim toplumsal kültürümüz bununla birlikte çevresel faktörler… Küçüklüğümüzden beri meslek seçerken “acaba o meslekte para var mı?” diye yönlendiriyor aileler. Belki o çocuk çok güzel bir terzi olacak, çok güzel elbiseler dikecek. Belki kunduracı olacak çok güzel ayakkabılar yapacak ya da tamirci olacak. Bizde tamirci deyince düşük bir meslek olarak algılanıyor o kişiye sanki saygı duymamamız gerekmiyormuş gibi.

Statü eşittir, toplumda saygı öyle mi?

-Aynen, iş hayatımda geldiğim noktada bunu yaşadım. Aileler, çocuğu iyi okulları bitirdiğinde hemen iyi bir para ile bir işte başlayacak zannediyorlar. Benim birçok arkadaşım master yapmasına rağmen iş bulamıyor. Maalesef koşullar da buna müsaade ediyor. Bir yandan işsiz eğitimli insanlar var bir yandan eğitimli iş bulmuş insanlar var ama bunlarda iş yerlerinde gereken değeri göremiyorlar. Bunu ben 30 yaşımda fark ettim.

 Dağcılık, İstanbul’da Yaşamaktan Daha Güvenli

Hem sosyolog-sun, hem su kabağı sanatçısının hem de dağcı.

-Doğa sporları ya da dağcılık dışarıdan bakıldığında hep tehlikeli görülür. Dağcılık, İstanbul’da yaşamaktan daha güvenli ama mutlaka eğitim almalısınız. Temel dağcılık eğitimleri en az 2 yıl sürüyor iki sene kış eğitimi iki sene yaz eğitimi alman gerekiyor.  Bunlardan daha da önemlisi dağda faaliyet yapmaya başladığın zaman, dağların arasında kendinin ne kadar küçük olduğunu fark ediyorsun. Kendini doğanın bir parçası olarak görüyorsun.

Dağda neyi öğreniyorsun peki

-İlk başta kendini disipline etmeyi öğreniyorsun. Bir de dağ egoyu kaldırmaz, bir problemle karşılaştığında dağ egoyu kaldıramıyor ne yazık ki.  Her zaman hedef zirveye çıkmak olmuyor, vazgeçmesini de öğretiyor sana dağ. Dağcılık hayata benziyor o yüzden özümsemek lazım. Bir de sabır işi ve çok ciddi eğitim istiyor.

Hayatı da yaşamak lazım değil mi?

-Evet ama başkalarının kodlamalarıyla değil, hayatı kendinize benzetmelisiniz.

En çok hangi dağ seni etkiledi?

-Ağrı Dağı, onuncu yılımda çıkabildim ancak. Benim için şu şekilde önemliydi rahmetli babamın anısına tırmandım. Ağrı Dağının dışında Erciyes Dağına ben beşinci denememde çıkabildim. Volkanik bir dağ olduğu için yordu beni, mesela Uludağ da çok ölümlü bir dağdır. Kışın mutlaka birkaç kayakçı kaybolur bir anda sis basabiliyor.

Ve son sözlerini alalım.

-Kendimizi kısıtlandırma-malıyız  bunu okudum bunu olacağım diye bir şey yok. Kendimizin ve yapabileceklerimizin farkına varmalıyız. Senin durumunda olan çok kişi var, bu kişilerle bir araya gelip birlikte bir şeyleri de yapabiliriz. Ayrımcı düşünmekten ziyade birbirimizi beslememiz ve geniş düşünmemiz lazım.

Şuraya da Kabbak Tadının facebook ve instagram linklerini iliştiriyorum. Meraklısına duyurulur. 

www.kabbaktadi.com

www.facebook.com/kabbaktadi

www.instagram.com/kabbaktadi

“Harika Bir Kadın Sosyolog, Dağcı ve Su Kabağı Sanatçısı….” üzerine 2 düşünce

  1. Çok başarılı bir söyleşi olmuş…Zevkle okudum; Sema Tuzcu Angun gibi kendi yolunu çizme cesareti gösteren girişimci ve yaratıcı kadınların hayata bakış açıları tüm kadınlara örnek oluyor…

    1. Cok guzel ve anlamli bir yazi olmus benim duygularimi anlatmis bir su kabagi kabak sever ve yetistiren biri olarak zevkle okudum.Trakyali olarak Trakyali kizimizi tebrik ediyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir