NEY GİBİ

 

 

“Ney gibi oldum” cümlesini kullanıyordu bu aralar. İçi oyuldukça oyulan, her bir boşluğunda nidası gök kubbeye yükselen… İnsandık işte, oyulduk, yaralandık, yaralarımız sızım sızım kanarken yürümeye hiç durmadan devam ettik. Nasıl bir sınavdı nasıl bir kaderdi ki bizi feleğin çemberlerinden geçirerek, öldürmeye değil diriltmeye ikna etmişti.

Ney gibiydi işte, dış kabuğu alabildiğine şatafat dolu içi ise sızım sızım akan bir boşluk. Ney sazlığından ayrıldığı için feryat figan yanar bağırır, dinleyeni yakardı. O da böyleydi işte, hisli bir ney gibiydi ama ondan tek bir farkı vardı, feryat ve figanını kimseler duymuyordu. İçindeki lal semaya yükseliyor zühre olup parlıyordu. Sahi onu ne idi ayakta tutan? Dış kabuğu mu yoksa dış kabuğunu ayakta tutan iç boşluğu mu? “Korumaya aldım” diyordu kendini ama bu dediğine kendi inanıyor muydu kendi de bilmiyordu. Hissizlik nasıl bir his olabilirdi ki! Ne gelecek kaygısı vardı ne de geçmişin izleri… Anda kalmayı becerebilecek miydi ? Bu dünya bir sazlıksa o ney olmayı tercih etmişti. Kim neyi eline alıp üflemeye başlarsa onun suretine dönüşüyor onun nefesi ile alemi dolaşıyor sonra da “ney gibi olmak güzelmiş” diyordu. Kapitalist bir dünya ney olarak kalmayı başarmak mümkün olabilir miydi acaba? Kaç kişi tutkularını,isteklerini, şehveti bırakıp oyulmayı, ölmeden önce ölmeyi tercih edecekti. Nefsini zapturapt altına almak biz Adem Oğulları, Havva Kızları için kolay değildi elbet.  Kendi kabuğumuzdan çıkamamak, korkmak ve korkudan uçamamak… Sıkışıp kaldığımız yaşamlarımızda hayatı o küçük pencereden seyretmek bizi özgür değil tutsak yapıyordu ancak. Bir diğerine benzemenin tutsaklığını.

O ise sonunu bilemediği yolculuğunda ney olmayı tercih etmişti. Kah Acem diyarlarında dolaşmış, kah Endülüs’ün suyunu içmiş, yeri gelmiş Alplerin doruğunda sema etmiş, yol boyunca hiç durmamış, gittiği yerlerin sesi, gittiği yerlerin kendisi olmuş. Ney gibi olmak buymuş aslında, kendinden geçmek o olabilmekmiş. Aranmakla bulunmazmış ama bulanlar da ancak arayanlarmış.

Aşkta kalın.

Firuze Büşra Ak

GÜNÜN SÖZÜ: “Yüce tahta binenler yere düştü, yüce benim diyene sinek üştü.” Yunus Emre

GÜNÜN MÜZİĞİ: “Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme” Sezen Aksu

KİTAP: ” İçimizdeki Şeytan” Sabahattin Ali

FİLM: “The Lunch Box” Yön: Ritesh Batra

BİR KATREYİZ GÖKKUBEDE