Etiket arşivi: aşiyan

İSTANBUL

 

Ne çok şiir yazıldı senin uğruna, kaç sevdaya gebe kaldın “Aşiyan Yokuşlarında”, Ada sahillerinde bekledik hep sevdiklerimizi. Sana gelenler ve gidenler arasında arafta kalan hep biz olduk.

Ne zaman İstanbul aklıma gelse, dilim lal olur, gözlerim ise alabildiğine firuze ile boyanır. Nasıl anlatsam, ne söylersem de bana alınmaz diye düşünürüm içimden. İncitmek istemem kendilerini, yorgun ve bitap düşmüştür zaten o narin bedeni.  Yaraları kanatları kabuk bağlasa da ince ince kanar yine o içinden. Gel gelelim yine kimseye belli etmemiştir o kaderini.

Nevi şahsına münhasırdır “İstanbul.”  Ana olur, Anadolu olur “Asya” olarak kuzguni saçlarını dalgalandırır güneşe … Bir yanı ise daha serkeş yaşar hayatını, “Avrupa” olur herkese kucak açar. Bir kısmı gündüz, bir kısmı gece, kendi içinde o da bulmuştur çözümünü yıllar içinde. Her geleni memnuniyetle ağırlamayı bilmiştir. Bakarlar boğazında sıralanan inci tanelerine “Yeniden tekrar” derler, “Bir gün mutlaka İstanbul’a yeniden geleceğim.”

Dişidir İstanbul, o bereketli kadınlığı çok uzaklardan dahi anlaşılıverir. Efsunlu güzelliğiyle dünyaya nam olmuştur yüzyıllarca. Her gelen bir parça almıştır İstanbul’dan, İstanbul’a olan aşk seneler içinde yerini acıya bırakmıştır. Dağılan puzzle’ın parçaları gibi kendini tamir etmeye çalışır. Kırılmıştır bin kere kalbi ve işte o anda ant içmiştir bütün sevdalılarına “ Kalbinize bir mızrak gibi saplanmaya yemin ettim bir kere” diye

İşte o vakit bulutlar aralanır, dolunay yakamoz elbise giymiş boğazı aydınlatır. Kalbinde biriktirdiği incilerinin hepsi teker teker gün yüzüne çıkar, büyü bozumu yaşanır. Her şey yeniden başlayacaktır artık. Zaman tersine akar, herkesin kalbine bir sancı saplanıverir. İstanbul’un acısı artık bütün sevenlerinin yüreklerindedir. Olduğun yerde saplanıp kalırsın, gidemem bırakamam dersin. Hem ikinizde de birbirinizi idare etmiyor muydunuz senelerce.   Bırakamazsın işte çünkü bir kere “ah” etmiştir İstanbul. Kalbinde yara olmaya yeminlidir.

Bazen ise bir deli cesareti gelir küsersin “yârim” diye andığın Kuzguni saçlı İstanbul’a terk eder, basıp gidersin. Kırılmışsındır ona bir kere, “bensiz de sen güzelsin” dersin. Lakin usul usul seni yine uzaktan izlemeye devam eder, rüyalarına girer. Gözünü çevirdiğin her yerde onunla karşılaşırsın, tezatlık bu ya kalbine bir sızı düşer. Onu çok özlediğini anlarsın, acısıyla tatlısıyla biriktirdiğiniz bütün anılar bir bir aklına geliverir. Ve kulağına fısıldar “ Karaköy’de rakı kadehinle selama duran sen değil miydin yoksa? Bana yazdığın şiirleri de mi unuttun? Ya o Cihangirde kahkaha attığımız akşamlar?  Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçerken martıları birlikte izlememiş miydik? Yahut Moda’ya doğru yürürken beni sevdiğini söylememiş miydin? Bu kadar kolay mı beni unutmak!”

İşte o an dünyanın neresinde olursan ol, anlarsın onu ne kadar çok sevdiğini.  Böyledir işte İstanbul, kurtuluşun yoktur kuzguni saçlarından. Aşık etme hususunda çok marifetlidir kendileri, kalbe dokunmada hünerlidir firuze rengi gözleri. İstanbul’dur bu, güneşle birlikte doğan asude bir rüzgar, dolunay ile geceye bürünen efkarlı bir dilber.

FİLM: “In the mood for love” Wong Kar-wai

MÜZİK: ” No habra nadie en el mundo” Buika