Etiket arşivi: enerji

FERAH FEZA

Tuhaf biriydi Ferah Feza, kimilerine göre deli, ailesine göre serseri, arkadaşlarına göre uyumsuz, kendine göre münzevi. Çağın hastalığı tüketimse o tüketmemeyi tercih etmişti, kalender yaşamayı. Herkesin anlayacağı bir yaşam biçimi değildi onunkisi elbet… O yüzden çevresi tarafından farklı isimler yakıştırılmıştı. Hem zaten âdemoğullarının, Havva kızlarının en büyük özelliği değil miydi, adlandıramadığı şeyi anormal belleyip ona lakaplar takıp kendinden soyutlamak, hatta daha da kötüsü, kendini ondan üstün görmek. Ama Ferah Feza bunlara takılacak biri değildi. Hem zaten o da farkındaydı bu devri yaşayanların onu hiçbir zaman anlamayacağının. Hayatı şatafatlı alışveriş merkezlerinde geçenler, tek derdi sosyal medya fotoğrafları olan, karşısındakinin gözlerine bile bakmaktan aciz ama elinden düşürmediği telefonuna gözlerini dikmiş insanların, onun hakkındaki düşüncelerini mi takacaktı… İnsandı ki Yaradan’ın cemal-i nuru, insan ki âlemin tam merkezi ve yine insan ki eşrefi mahlûkuydu bu âlemin. Şimdilerde ise eşrefi gitmiş mahlûku kalmıştı. Kapitalizm denilen gudubet, allı pullu entarilerini giymiş, gözlere perde indirmiş, yediden yetmişe herkesi kendi esiri haline getirmemiş miydi? Ferah Feza bunları kendine sorarken aklına Mehmet Akif Ersoy o dizeleri gelmişti yine “ medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!”. Şimdiki canavarlar plazaların en üst katlarında oturup dünya hakkında kararlar veriyor, “bilinç endüstrisi” denilen olguyu, dolu gibi üzerlerimize yağdırıyorlardı. Dolunun açtığı yara hem maddi hem maneviydi, bu tahribatı anlayan kişileri de alaşağı etmeyi siyah giyinenler çok iyi bilirlerdi. Moda düşkünlüğü, araba sevdası, televizyon kültürü, pop star ithalat ve ihracatı konveyör bir şekilde dünyaya dağılırken, İnsan “kamil” sıfatından “beşer” sıfatına tepetaklak yuvarlanmıştı. Ferah Feza’ya göre pornografi artık her nesneye yansımıştı. Kesin Franz Kafka onun arkadaşı olsaydı Ferah Feza’yı Gregor Samsa Karakterine benzetirdi. Kendi ailesinin bile umursamadığı bir böcek…

Off bu düşünceler çok yorucu olmuştu onun için. Dudaklarını artık mühürlese de düşüncelerine mühür vuramıyordu bir türlü, nerede kalmıştı o eski dostluklar, sevdiğine bakarken gönlün titremesi, çıkarsız tebessümler…  Yüreği yanıyordu Feza’nın, bir nebze de olsa yangınını hafifletmek için, içi buz dolu bir sürahi dolusu suyu kana kana içti ve ne olduysa işte o an oldu. Üzerinde bulunduğu yer sarsılmaya, sular taşmaya başladı, gözleri alabildiğine beyaz nur ile kaplandı ışıktan başka hiçbir şey yoktu artık. Ferah Feza her yerdeydi artık. Nasıl olduğunu anlamamıştı ama her yerdeydi işte gördüğü her nesnede.  Kafasını nereye çevirse bütün yollar yine kendini gösteriyordu. Dünya sanki ondan yaratılmış o ise bir ayağı dünyada bir ayağı ise yetmiş iki millete gibi geziyordu hem de bizzat kendisi olarak. Feza, o anda zaman kavramının da olmadığını idrak etmeye başladı, çünkü nereyi düşünse oraya saniyeler içinde gidiveriyor kimi düşünce, düşündüğü kişinin karşısında beliriveriyordu. Zaman ve mekan algısı tamamen kalmıştı onun için, gerçekten de bu âlem hayal dünyası olabilir miydi? Etrafımızı donatan her şey gerçekten de bir simülasyon örneği. Simülasyon perdesi kalkacak ve boşluk her yeri kaplayacaktı. Ferah Feza, Maya Antik Kentinde oturduğu bir piramidin üzerinde bunları düşünürken, aklında birden bedeni geldi. Sahi neredeydi bedeni? Hem yapmış olduğu bu keşif ruhuyla mıydı yoksa bilinci ile mi? Her ne yaşıyorsa fark etmezdi onun için artık, biran önce bedenin nerede olduğunu öğrenmeliydi. Aklına bu garip zamanı ilk kez yaşadığı yer geldi evin mutfağı. Meksika’dan çıkıp saniyeler içinde evinin mutfağına gitti ama gittiği yerde ne mutfak var ne ev. Sanki bir karadelik onun mahallesine uğramış sadece onun oturduğu evi alıp gitmiş gibiydi. Ferah Feza dikkatini toplayarak bu sefer okuduğu okula gitti ama okuduğu okulda orada değildi. Okulunun bulunduğu yerde de bomboş bir delik vardı. Üniversite, askerlik yaptığı şehir aklına neresi geliyorsa sırasıyla saniyeler içinde bakıyor ama baktığı yerlerde boşluktan başka bir şey görmüyordu. Bir anlığına durdu Ferah Feza ve düşünmeye başladı madem ışık hızıyla her yere anında gidebiliyordu o zaman geçmişe ya da geleceğe de pekâlâ gidebilirdi. İlk olarak geçmiş yöne doğru gitmeye karar verdi. Bir zaman dilimi seçmeliydi sadece, onun en mutlu olduğu zaman dilimi olabilirdi. O da kararını babaannesinin evine gitmekten yana kullandı hayatında ilk kez yemiş olduğu zencefilli kek yanında bir bardak ballı sütün tadını hala unutamamıştı. Derin bir nefes aldı ve 1970 yılına doğru bir yolculuğa çıktı ama yılları aştıkça her yer flulaşıyor, seçilemez hale geliyordu. 1970 yılına geldiği vakitte ne babaannesinin evi vardı ne de zencefilli keki… Şimdiki zamanın boşluğundan ziyade geçmişin karanlığı vardı geldiği yer tamamen siyahlıkta doluydu. Geçmişin üzeri kara bir çarşaf gibi çizilmişti adeta. Ferah Feza başka bir yön bulmalıydı ve yönünü gelecek olarak belirledi. Belki gelecekte bir yerlerde sıkışmıştı bedeni. Yoğunlaşarak geleceği düşündü ve hemen akabinde zemheri bir soğukluk hissetti. Soğukluğun içinde Ferah Feza sadece havada sallanıyordu. Gelecek denilen yerde buz gibi soğuk hava dalgası vardı. Ne geçmiş vardı ne gelecek ne şimdi adeta bir hiç olmuştu Ferah Feza ve kendi kendine sallanan boşlukta sözcüklerini tekrarladı “ben bir hiçim, hiçim ben, ben bir hiç…” Ve ne olduysa yine o an oldu, geleceğin içinden çıkan kasvetli bir fırtına Ferah Feza’yı içine alır almaz yükselti yükselti, Oz’daki Dorothy’nin başına gelenleri yaşıyor gibiydi. Kendine geldiğinde mutfakta boylu boyunca yatıyordu. Ensesi şiddetli bir şekilde ağrıyordu. Su içerken ayağı kaymış olmalı ve o da yere düşmüş olmalıydı ama içtiği sürahi yerli yerinde içindeki buzlarla duruyordu. Zamanlar arasında dolaşmasına rağmen sanki hiç zaman kaybetmemiş gibiydi.

Hızlıca ayağa kalktı üstünü başını düzeltti, ağrıyan ensesine sürahinin içinden aldığı bir buzu koyarak oturma salonuna ilerledi. Saate baktı 15.30’u halbuki mutfağa yöneldiğinde saat yine 15.30du, Ferah Feza derin nefes alıp vererek odanın içindeki eşyalarını inceledi hepsi yerli yerindeydi, kitapları, plakları yerleştirdiği gibi duruyordu. Ferah Feza düşüncelere daldıkça aklını yetirmeye başlayacağından endişelendi, yaşadığı bu durumun fazla üstünde durmamalıydı. Kafasını dağıtmak için televizyonu açtı ve açar açmaz son dakika haberi ile karşı kaşıya kalmıştı. “Gelecekten gelen adam”, Ferah Feza gözlerine inanamıyordu. Ferah Feza bütün dünyanın aradığı adam haline gelmişti, her kanalda kendini görüyordu. Haberlerde, New York Metrosunda aniden ortaya çıkan ve yine aniden ışık hızında kaybolan adamdan bahsediyordu. Yaşanılanların hepsi rüya-idi sanki. Feza’nın kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu, aklını yitirmek böyle bir şey olmalıydı. Feza koşar adımlarla banyoya girdi bol soğuk suyla yüzünü yıkadı ve kafasını kaldırıp aynaya baktığında ikinci şokunu yaşadı. Karşısında Nikola Tesla duruyordu.

Pişmişin halinden anlar mı ham, sözü kısa kesmek lazım vesselam.

FİLM:  Predestination, Yönetmen: Peter Spierig, Michael Spierig

KİTAP: Unutulacak Şeyler, Yazar: Sinan Canan

MÜZİK: “Bilmem Niye Bir Buseni Çok Görüyorsun”