Etiket arşivi: krallık

GERÇEĞİ ARAYAN KRAL

Bundan çok uzun seneler önce, fi tarihinden bile eskice, gök kubbenin merkezinde, Kaf Dağı’nın arkasında, Gökkuşağı Vadisinde güzel bir krallık varmış. Her gelen bir daha bu krallığa gelmek ister, her içen tekrar suyundan içmek istermiş. Halkı mutlu ve huzurlu-imiş… Çok zengin olmasalar da en büyük hazineleri olan tebessümü yüzlerinden hiç eksik etmezlermiş çünkü topraklarının başında dünyanın en iyi niyetli kralı varmış.  Halk dünyanın en iyi niyetli krallına sahip olmanın sevincini yaşarken, kralda sarayında mutlu ve huzurlu bir şekilde günlerini geçiriyormuş. Günlerden bir gün kralın gönlüne hocası düşüvermiş, ne vakit de hocası onu arayıp sormaz olmuş. Sadece hocası yanından ayrılırken “Her yerde olan bir yerde olamaz” deyip uçup gitmiş. Kral için artık hocasının yanına gitme vakti gelmiş. Krallığının güzelliklerine baka baka topraklarından ayrılmış.

Aradan uzun zaman geçmiş artık kendi topraklarından çok uzaktaymış, yolcuğu sırasında ağaçların arasında süzülen bir kartal görmüş ve bizim kral aniden, kartalın özgürlüğüne aşık olmuş “Allah’ım keşke ben de şu gökyüzünde dolaşan kartal gibi uçabilsem başka diyarlar görsem” demiş ve o anda ağaçlar sallanmaya poyraz daha kuvvetli esmeye başlamış Rabbin işi budur ya bizim kral o gökyüzünde çok beğendiği kartal oluvermiş. Ve kartalımız başlamış hızlı hızlı uçmaya… Engin dağları aşmış, okyanuslara selam vermiş, rüzgârla bir bütün oluşturmuş. Yılar boyunca özgürlük için kartalımız oradan oraya uçmuş durmuş ve derken, sarp bir kayalığın üzerinde konaklamaya karar vermiş. Kaya hem heybetli hem de alabildiğine öfkeliymiş, kolay kolay barındırmazmış yuvasında hiç kimseyi ve bizim kartalımız üstüne konduğu sarp kaya olmaya karar vermiş. Kartal olmak artık onu mutlu etmiyormuş. Yıllar boyunca uğramadığı liman, girmediği maden, konmadığı tek bir ağaç bile kalmadığı için kartal olmak artık ona cazibeli gelmemeye başlamış ve  Kartal Allah’a dua etmiş ”  Allah’ım lütfen üstüne konduğum şu heybetli kaya ben olayım, artık kartal olmak istemiyorum çok sıkıldım” demiş. Ve aniden nehir taşmış, zelzele olmuş bizim Kartal o çok istediği heybetli kaya oluvermiş.

Heybetli kaya hiç kimsenin kendi yolundan geçmesine izin vermezken kendi büyüklüğü ile övünüp herkesi korkutuyormuş. Yıllar boyunca heybetli kaya durduğu yerden alemi seyre dalmış derken bir gün kuvvetli bir kasırga çıkagelmiş. Kasırga, olanca gücüyle bütün ağaçları yerinden söküp denize atıyor, denizi havalandırıp kurak diyarlara serpiyormuş. Kasırga o kadar güçlüymüş ki heybetli kayamızın parçalarını bile söküp atmış ve heybetli kayamız, bu kasırgaya hayran kalmış.  O da artık kasırga olmak istiyormuş. Heybetli kaya yeniden Allah’a yalvarmış “Allah’ım ne olursun şu kasırga ben olayım en güçlü ben olmak istiyorum” demiş. Güneş açmış, yıldız kaymış ve heybetli kayamız artık bir kasırgaymış. En güçlü oymuş, gittiği yerlere korku salıyor ne var ne yok her şeyi bir çırpıda yok ediyormuş. İnsanlar kasırganın korkusundan artık yerin altında yaşıyorlarmış. Kasırga yıllar boyunca bütün heybeti ile dolaşmış durmuş ve yolu bir gün Kaf Dağının arkasında saklı kalan krallığa düşmüş. Bu krallığı bir yerlerden hatırlıyor ama nereden hatırladığını çıkartamıyormuş. Krallığa biraz daha yaklaşınca ne kadar mutsuz bir yer olduğunu fark etmiş, herkes birbiri ile düşman, toprakları çok verimsiz, gökyüzü ise hep grimiş. Krallığı bu halde gören kasırganın içini hüzün kaplayıvermiş.  O kadar çok yer gezip görmesine rağmen bu hüznün nereden geldiğini bir türlü çıkartamıyormuş. Krallığa biraz daha yaklaşınca ona doğru bakan bir yüz görmüş, kasırganın yüreği daha da bir kavrulmuş. Bu yüze biraz daha yaklaştığı vakit,  hocası olduğunu anlamış.Uzun seneler önce aslında hocasını bulmak için yollara koyulduğunu şimdi akıl edebilmiş.

Kasırga aslında ne kasırga olmayı becerebilmiş, ne kartal, ne de kaya parçası… Kendine kendine böyle konuşurken güneş doğmuş, sular taşmış, yapraklar bir bir çiçek açmış ve bizim kasırga yeniden kral oluvermiş. Yıllar önce aramak için yollara düştüğü ama bir heves uğruna unuttuğu hocası o nazenin tebessümü ile tam karşısında duruyormuş.

Kral üzgün ve mahcup bir eda ile  hocasına bakarken, hocası şefkatli bir şekilde kralın sırtını sıvazlayarak, kralın başından geçenleri bir bir anlatmaya başlamış “ Senin mutluluğun ve kabiliyetin kendi krallığındı aslında. Sen ne zaman topraklarından yani kendi yüreğinin yolundan ayrıldın parçalanmaya başladın. Kartal olup göklere çıktın ama yalnızlığına bir çare bulamadın.Kendi yolundan ayrı kalmanın duygusunu bir kaya gibi sert olarak aşmaya karar verdin. Kaya gibi  sert olacağım derken, sen kendi kendini putlaştırmaya, yüreğindeki ışığı söndürmeye başladın. Derken bir kasırga oluverdin içinde kalmış son nefes seni kendi istidadın yolunda ilerletmeyi bir namzet edinmişti çünkü,  ama kasırga halinle de herkesi kırdın, kalbinin seslerini birbirine düşman ettin. Kendi krallığına yani kendi yüreğine gelince kendine yabancılaştın çünkü yüreğindeki birliği ve tekliği kaybetmiştin. Evlat, kimisinin hizmete, kimisinin bir kartal gibi uçmaya, kimisinin ilme, kimisinin de senin gibi  kral olmaya istidadı vardır. Senin krallığın senin istidadındı oğul. Her yerde olan hiçbir yerde olamaz. Bunu da böyle bil” demiş.

Aslında kralın aradığını yine kendiymiş , kral yeniden kendi istikametini bulduğu vakit, gök kubbe renklenmiş, toprak yeniden ürününü vermiş, halkı yeniden mutlu ve mesut bir hayata kavuşmuşlar çünkü sevgi ile tamamlanan istidat  yine dönüşümünü sevgi ile buluyormuş.

SON

Firuze Büşra Ak